KATEGORİ: Genel
29 Ağu 2010
Exantrik.net sizler için online…artık ordayız…
www.exantrik.net
KATEGORİ: hayatımdan|kimim ben?
14 Ağu 2010Hayallerim vardı…Yaşardım onlarla mutlu mesut…Ama bir kadın geldi…Gerçek mutluluğu tattırdı…
Sonra gelişenler…
Ben o kadın için sevdiğim kadından vazgeçtim…Ve hayatımı ona adadım..Çünkü onla mutluydum…
Biliyorum ya.Bazı gerçekler var.Yakışıklı olan erkek her zaman kızı alır…Ha bugüne kadar da öyle oldu.Birine aşık oldugumda araya yakışılılık ve tip girdi.Ama işte burda çok farklıydı..
Değişikti.Tadı tadı çok güzeldi.Mutlu mu oluyordum ne…Ama aşk bir hayaldi benim için…
Kokusu.O kadar doğaldı ki.İçim bir tuhaf oluyordu.Her gece onun hediye ettiğin oyunca tavşana sarılıp uyuyordum.Onun kokusu vardı çünkü o oyuncakta…
Hayatımı adadım ona.Dedim yanına gelip orda benimle yaşa dedim.Seni uzaklara götüriyim dedim.Sadece sen ve ben dedim…
Kutsal kadınım oldu…Karım oldu…Aşkım Oldu…Kardeşim oldu…Davşanım oldu…O o herşeyim oldu…
Mutluydum.O bana biraz sevgi, ilgi göstersin yeterdi benm için…Bana yetiyordu…
Ama tek bir sorun vardı.Onu paylaşmak.Onu asla paylaşamazdım.ASLA!!!!!. O benden başka kimseye ait olamazdı…
Ama kıskançlıktı bizi bitiren sanki? Herşeydi belki? Güzel şeyler bitermiş derlerdi.Hiç bir zaman inanmadım…O kural bizim için geçerli değildi…Biliyordum bitmesi gerektiğinde bile bitmeyecekti…
Hastaydı.Kötüydü.Kötü haberi aldığımda yolaydım.Ankaradaydım.Otobüste ağladım.2 saat ağladım…Ama göz yaşlarımı içime dökerek…Derler ya ağlamak sadece gözden yaş akması değildir diye..Akmıyordu.Ama içimi seller basmıştı.Aslında gözlerimden yaş akmıştı.İlk önce cuma akşamı.Onun buluştuktan sonra.Kampa gittiğimiz akşam.Yatağımda sessizce ağladım.Onu ilk ve son görüşümdü “belki”.2.cisi o haberi aldığım ilk dakikalar…İlk defa kadar içten ağladım..Göz yaşlarım damla damla akıyordu onun hediye ettiği kitaba…Onun gö yaşlarının üzerine düşüyordu…Göz yaşlarımız buluşmuştu…
Tüm kurallar tek tek yıkılıyordu.Tabular ayakta duramıyordu.Kuralları çğniyorduk…Herşeyimle herşeye karşı geliyorduk..
Nasıl anlatabilirim ki? Sevgimi? Ona olan sevgimi? Ona olan bağlılığımı?.Anlatılmazdı…
Ben onunla yaşıyorum onun öleceğim..Belki korkarım.Kıyamam canıma ama… ama bende bir ölü olurum… ölü cümleler, ölü gözler, ölü umutlar..
zaten ben herşeyim olmadan nasıl yaşarım ki?
Seni çok seviyorumm….!!!!!!! Herşeyim benim…
KATEGORİ: hayatımdan|kitap dünyası|yakın tarih
13 Ağu 2010
6 Mayıs 1856′da Avusturya İmparatorluğu’nun bugün Çekoslovakya’da yer alan Pribor şehrinde doğmuş ve 23 Eylül 1939 yılında İngiltere’de ölmüştür. Psikoanalizin kurucusu olan Avusturyalı nörolog , yalnızca psikolojiyi değil, sanat, eğitim, antropoloji gibi alanları da derinden etkileyen ve geniş tartışmalar yaratan psikanaliz kuramıyla 20. yüzyıla damgasını vuran düşünürler arasında yer alır.
Sigmund Freud orta halli Yahudi bir yün tüccarının ilk ve hayatta kalan tek erkek çocuğuydu. Freud 1873′te Viyana Üniversitesi’nde tıp okumaya başladı. Mezun olduktan sonra da üniversitede Brücke Enstitüsü’nde çalışmayı sürdürdü. Öğretim görevlilerinin aldığı ücretler çok düşüktü ve Yahudi olduğu için Freud’un ilerleme olanakları kısıtlıydı. Bu yüzden, özel hekimlik yapabilme yetkisi almak üzere enstitüden ayrılıp Viyana Genel Hastanesi’nde çalışmaya başladı. 1883′te Freud, döneminin en büyük beyin anatomisi ve nöropatoloji uzmanlarından olan Theodor Meynert’in yönetimindeki psikiyatri kliniğinde asistan olarak çalıştı. Meynert’ten etkilenerek nöropatolog olmaya karar verdi. Freud 1885′te nöropatoloji doçenti oldu ve kokain üzerine araştırmalar yapmaya başladı, bu maddenin ağrı kesici, uyuşturucu, bağımlılık yapıcı etkilerini keşfetti. Aynı yıl, Paris’teki Salpetrire Hastanesi’nin yöneticiliğini yapan ve onun psikolojiye yönelmesinde de etkili olan dünyaca ünlü nörolog Dr. Jean Martin Charcot ile tanışma olanağı buldu.
Freud’un 1882′den beri dostu olan Viyanalı hekim ve fizyolog Josef Breuer’in hastası olan genç bir kadın, psikanaliz tekniğinin geliştirilmesinde önemli rol oynadı. Anna 0. olarak tanınan bu kadın babasının ölümünden sonra histeri belirtileri göstermeye başlamıştı; görme ve konuşma yetilerini yitiriyor, kol ve bacaklarına felç geliyor, yemek yiyemiyordu. Breuer, Anna kendisine bu rahatsızlıklardan söz ettikçe belirtilerin yok olduğunu gözlemledi ve bunun üzerine hipnoz uygulamaya karar verdi. Freud, bu konuda Breuer ile yaptığı tartışmalar sonucunda “hastayı konuşturarak tedavi” yöntemini geliştirdi. Bu arada Paris’e giderek Charcot ile çalışmaya başladı. Charcot’nun, histerinin bir nevroz olduğu, hipnoz durumuyla büyük benzerlik taşıdığı ve sanıldığı gibi yalnızca kadınlarda görülmediği yolundaki düşünceleri Freud’u derinden etkiledi. Ama Charcot, histerinin kalıtsal bir bozukluk nedeniyle beyindeki doku yıkımı sonucu ortaya çıktığını düşünüyor, Freud’un ruhsal etkenler üzerine düşüncelerini onaylamıyordu.
Freud, hipnozun geçici iyileşmeler sağladığını görünce bu yöntemi bıraktı ve psikanaliz tekniğinin temel öğesi olan serbest çağrışım yöntemini geliştirdi. Bu tedavi yönteminde hasta bütünüyle gevşeyerek ve çağrışım zincirlerini izleyerek düşünce ve anılan arasında dolaşıyor, sonunda kendisini rahatsız eden sorunla ilintili bir noktaya geliyordu.
Freud nöroloji alanından gittikçe uzaklaşmış ve klinik psikolojiyle ilgilenmeye başlamıştı. Hastalar üzerinde çalışmaları sonucunda, nevrozun temelinde cinsel çatışmaların yattığı konusundaki inancı pekişti. Histerinin ise çocuklukta yaşanan sarsıcı bir cinsel deneyimden, örneğin aile bireylerinden birinin cinsel saldırıda bulunması nedeniyle ortaya çıktığına inanıyordu; pek çok hastasından benzer bir öykü dinlemişti. Ama sonra çok önemli bir şey keşfetti: Hastalarının anlattığı öyküler tümüyle uydurmaydı ve böyle bir saldırıya hiç uğramamışlardı. Böylece çalışmalarını çocukluktaki cinsel fanteziler üzerine yoğunlaştırdı.
1896′da babasının ölümü üzerine yaşadığı bunalımdan sonra, 1897′de sistemli biçimde kendi kendini analiz etmeye başladı ve Odeipus kavramını geliştirdi. Bu yıllarda bir yandan da Düşlerin Yorumu adlı yapıtını yazıyordu. Yapıtında, rüyaların temel işlevinin isteklerin doyurulması olduğunu, bu isteklerin rüyalarda, yoğunlaşmış ya da yer değiştirmiş biçimlerde dışa vurulduğunu ve bilinçdışı mekanizmalarla çeşitli simgeler biçiminde ortaya çıktığını öne sürdü.
Freud daha sonra yayımladığı Günlük Yaşamın Psikopatolojisi dil sürçmeleri, küçük unutkanlıklar gibi gündelik yaşamda önemsiz görünen davranışların ardında bilinçdışı süreçlerin bulunabileceğini belirtti. 1902′de öğretim üyeliğine atandı. 1905′te yayımladığı Cinsiyet Üzerine Üç Deneme’de cinsellik ve üremenin ayrı kavramlar olduğunu ele alarak insanlardaki cinsel dürtülerin bebeklikten başlayan gelişim evrelerini ortaya koydu. Freud kişilik kuramını üç katmandan oluşan bir sisteme dayadı; bu üç katman ilkel benlik (id), benlik (ego) ve üst benliktir (süper ego).
Freud, Otto Rank, Ernest Jones, Sandor Ferenczi, Max Kahane, Wilhelm Stekel, Carl Gustav Jung, Alfred Adler ve Karl Abraham gibi izleyicileriyle 1902′den başlayarak her çarşamba günü çalışma odasında toplanırdı. Bu ünlü “Çarşamba Toplantıları” sonucunda Viyana Psikanaliz Derneği doğdu. 1909′da konferanslar vermek için ABD’ye çağrılan Freud, giderek uluslararası ün kazandı ve psikanaliz hareketi örgütlü bir yapıya kavuştu. Sonraki yıllarda, cinsel etkenlere ağırlık verilmesi ve libido kavramı nedeniyle topluluk içinde çelişkiler başladı. Adler ve Jung’un birbirini izleyen ayrılmalarına karşın hareketin önderliğini ve gelişmesini sürdüren Freud, 1913′te psikanalizi antropolojiye uyguladığı geniş kapsamlı bir çalışma olan Totem ve Tabu’yu yayımladı.
1923′te Freud’a kanser tanısı kondu ve bu dönemde yazdığı Bir Yanılsamanın Geleceği, Uygarlığın Huzursuzlukları ve Musa ve Tektanrıcılık adlı yapıtlarında, sosyoloji ve dini psikanaliz açısından inceledi. 1938′de Hitler’in Avusturya’yı ilhak etmesi üzerine Viyana’dan ayrılarak Londra’ya yerleşti. Bir yıl sonra da ilerleyen hastalığı sonucu öldü.
KATEGORİ: Genel
10 Ağu 20101 aydan fazladır yazmıyorum arkadaşlar. aslında şuan bile yazmak istemiyom.o yüzden başlamadan bitirdim.devam ederim.
KATEGORİ: Genel|hayatımdan
10 Ağu 2010merhaba dostlarım.öncelikle geri döndüğü yazmak istedim. sonra geçeriz yazılara…biliyorsunuz ki anakartı yaktığımı sölemiştim.Ama sadece kısa devre yapmış.Neyse tamir ettirdim.Sonra 4 temmuzda ankaraya gitmiştim. ordan da geri döndüm.
ama işte aksilik ya peşimi bırakmadı. ben daha sonra internetle ilgili sorunlar yaşadım.neyse enninde sonunda geldik ya
.
güzel ve yine manyak yazılarla devam etcem :d
KATEGORİ: Genel
24 Haz 2010uzun süreler yokum. bilgisayarım nbozuldu. anakartı yaktım. yenisini ankaradan dönunce almayı düşünüyorum…
bu arada ankara biletini de aldım
haydi kolay gelsin.
KATEGORİ: Genel|hayatımdan
10 Haz 2010Oy oy oy sonunda okulların sonunda geldik mi? EVET!!!!
valla mutluyum…
Bilindiği üzere millet bir not derdi var
bende yok neden mi paçayı kurtardım
kesinlikle kalmıyorum
Zaten kalmam mümkün değil ağırlıklı yıl ortalaması 65 lerde
üstünde daha…Bilindiği üzere anadolu liseselerinde sınır 55
yani paçayı sağlam kurtardım
ama benim derdim karnede 1 olmasın
zaten yok gibi. Bir edebiyat var.Kardeş sen git ilk dönem 1 olan matı ve geoyu 3 düşür edebiyatı 1
olcak iş mi yaa
komediyim len ben. ama not felan takmıyorum valla… hayat boş, dersler hoş hadi iç iç coş
saçmaladım dimi?
KATEGORİ: komplo teorileri
10 Haz 2010Merhaba dostlar;
Bu aralar teori merakımı bilen biliyor =D İşte size bir teori daha;
Seven insan sevilmez…
Nasıl mı? Hadi gelin açıklayalım…
Seven insanın gözü kimseyi görmez…Dikkat edin seven insan dedim.Aşık olan demedim…!
Seven insan sevdiği kişinin kendisini sevediğini bile göremez.Bu bir gerçektir.Sevdiği kişi ile arasına giren herkes yandı demektir!
Onun için yanına kimse yaklaşamaz sevdiği insan bile istisna olarak yaklaşır yanına!…
Yaşayan bilir, yaşayam elbet öğrenir
görüşürük kardaşlar.
Bilindiği üzere bu formspring.me çok yaygınlaştı kardeşim
benimde uzun süredir vardı. Yaklaşık 2-3 ay oldu olmadı net bir bilgim yok…
Ne olursa olsun işte benimde var bir hesabım
sizde bir soru sormak isterseniz sizi
http://www.formspring.me/hyperend adresinden alalım
sorun bakalım.
KATEGORİ: Genel|komplo teorileri
9 Haz 2010Öncelikle merhaba olmayan (belkide çok az olan) okuyucularım…
İnanın bunları sizin için yazmıyorum
İlerisi için birer anı ve içimdekilerin dışa vurumu.
Bugünlerde bende bir teori merakı başladı sormayın gitsin!
Aslında bu merakın başlaması içimdeki psikolojinin alt-üst olmasıdır…Doğrudur kabul ediyorum son günlerde-aylarda kendimi acayip kaybediyorum…Doğrusu şuan ne kadar kendimdeyim bilmiyorum =D
Neyse geçelim bunları aklıma başka şeyler geliyor canım yanıyor sonra :S
Arkadaşlar bendeki komplo teorisi üretme merakı nasıl başladı inanın bilmem.Doğrusu ürettiklerim teori mi onuda bilmiyorum
Yapıyorum işte birşeyler
Of ahmet yine çok konuştun ileri ki yazılarda neyin ne olduğunu görürsünüz!.
Buraya bişi yazcakmışız...Bende " bişi " yazdım.